Pages

Saturday, March 23, 2013

Karışık-Kuruşuk


Bir kere baştan söyleyeyim 2013 yılını hiç sevmedim. Mesela, ocak ayından beri birçok sanatçımızı kaybettik. Sonra 2013 tek sayı (hoş 2012 çift sayı oldu da ne oldu). Papa bile istifa etti (yenisi tangocu çıktı). Daha ne olsun? Korkutuyor beni bu yıl. Lütfen güzellikler getir bana ve sevdiklerime olur mu O_o
21 Aralık' ı atlatmışım, e 3 aydır da kıyametim kopmamış o zaman tam gaz yaşamaya devam.

Yeni yeni icatlar çıkaran ben, kafamdaki kırk tilkiyle yaşıyorum. Şuan planladığım yeni bir çalışmam var. Nasıl daha hızlı ve kolay ilerleyebileceğimi düşünüyorum ama zaman kaybetmeden de  faaliyete geçmem gerekiyor. Biraz kafam karışık, netleşmem lazım.

Bir de yavaş yavaş figür maketlerine sarmaya başlıyorum. Hediye edilen Anne Boleyn ve VIII.Henry maketlerim var. Onlar da yapılacaklar listemde  >-<

Bisiklete binmeyi sevdiğimi bilirsiniz. Bana arkadaş olması için koci de bisikletlendiiiiiiiiii...
Katlanabilir bir Tern' i var. Keşke benimde olsaydı. Onun ki siyah, bende beyazını alabilirdim ama geç keşfettik :(
Benim kızımda çok sağlam ve güzeldir ama metro, otobüs gibi toplu taşıma araçlarına 15sn.de katlayıp binebileceğiniz bir bisiklet şehir koşullarına daha uygunmuş, Tern' i kullanınca anlıyorsunuz. Hem de balkonunuz ya da bisikletinizi koyabileceğiniz bir yer yok ise evin bir köşesine park edebilirsiniz ;)  Bisiklet almak isteyenlere kesinlikle öneririm. Pişman olmayacaksınız.



Bence kışın en güzel yanı renk renk eldiven ve boyunluklardır. Son zamanlarda bir boyunluk modasıdır gidiyor. Can dostum Tuba'm bana çok güzel bir boyunluk ve saç bandı yapmış, hediye etti. Bir tanedir ooooo Teşekkürler ^-^

Ayrıca ben de 8-10 çift baykuşlu eldiven ördüm. İki tanesinin fotosunu paylaşıyorum.




Şimdilik dip not ile yayınımıza ara veriyoruz;

Dip Not: Özel günlerde değil de içinden geldiği günlerde jest yapan kocidir Superman :)


May the force be with us ! ^_^

Wednesday, December 19, 2012

Ah şu Mayalar...

Her şeyin boş verildiği, dertlerin bir kenara itildiği ve böylece rahata erildiği kısacası herkesin bildiği 21 Aralık tarihine yaklaşıyoruz. 2 güncük kaldı.

Maya Takvimi' ne göre dünya 21.12.2012 tarihinde bir sona değil, yeni bir döneme girecekmiş. Tamam, girsin ama sessiz sedasız, kimseyi üzmeden girse çok mutlu olurum. Ama okuduklarım bunun hiç de böyle olmayacağını söylüyor.

Dünyamıza çarpacak bir meteor (bazı kaynaklara göre Marduk Gezegeni ) tisunamilere, depremlere, patlamalara neden olacakmış.Kıtalar sular altında kalacak, insanlığın büyük bir kısmı hayatını kaybedecekmiş. Bu çarpışmanın tarihi ise Maya Takvimi' ne göre 13 Baktun' un  (yaklaşık 5125 yıl) son günü yani 21.12.2012. 13 Baktun' un sonu, bir çağın başlangıcı...
Ah şu Mayalar ah...
22 Aralık tarihinde yeni bir çağa merhaba diyebiliriz ya da ölebiliriz ya da hiçbir şey olmaz sabah uyandığımızda sadece "günaydın" deriz (tabii uyuyabilirsek).

Ayrıca belirtmek isterim ki bilim adamları takvimde 2 yıllık bir yanılma olabileceğini de söylediler. Çünkü Maya Takvimi' nin şuan kullandığımız Gregoryen takvimine çevrilişinde MÖ.1 yy dan MS.1 yy' a geçerken aradaki "0"yıl olarak dikkate alınmamış.

Bence 21 Aralık' ta hiçbir şey olmayacak, takvim 2 yıl geriden geliyor. Nasa' da gökyüzünde bir çarpışma ihtimali görmediğini açıkladığına göre dünyanın yeni çağına bence daha 2 yıl var.

Siz yine de hazır olun millet. Ben 21.12.2014 de hazır olacağım ^_^

Orijinal MAYA TAKVİMİ' nden bir parça;


May the force be with us! ^_^

Saturday, December 15, 2012

Geçmiş eskimiş...

Manuela' lı, Yalan Rüzgar' lı yıllara dönmek isterdim. Yaklaşık 18 yıl öncesi... Kendim dahil herkesin ölümsüz olduğu yıllar (bu inanışım çok sürmemişti. Kötü bir rüyayla acı gerçeği söylemişti bana tanrı)... Büyümenin imkansız olduğu yıllar...

Annemin paltosunu, topuklu ayakkabısını giymeme rağmen bir türlü büyüyemiyordum. Hatta sırf büyüyeyim diye evin bir anahtarı da verilmişti bana. Yok, büyüyemedim.

Susam Sokağını izlemeye tam gaz devam ediyordum dost sandığım, sonradan kazığını fena yiyeceğim can arkadaşımla. Çok seviyordum onu.  Dost kazığı derken erkek meselesi değil (yanlış anlaşılma olmasın). Harbi dost kazağı bu. Cesaretsizlik, ikiyüzlülük, en önemlisi bana dost gözükme. Kandırılmıştım. Ne tuhaf ki hala ona kızamıyorum. Hala beni neden sevmediğini ama dostum gözüktüğünü anlayamıyorum. Ama olsun, ben o yalancı dostluğu seviyormuşum. Sanırım bunu, 10 yıl kadar sonra anladım. Mutlu olduğum eski yıllardı...

Yaz tatilinin sonsuz olduğu yıllar... O 3 ay hiç bitmezken nasıl bu yaşları alabildim peki?
Sabahtan dışarı çıkıp, akşama kadar eve girmemek...
Naylon topun kıymeti büyüktü. Kimde patlarsa o yenisini alırdı.Şanslıydım genelde bende patlamazdı. 9 taş modaydı, bir de Kartel!
Ah o bilmem kaç dönümlük bahçe...Ailem sınırlarımı o bahçe duvarları ile çizsede özgürlük o bahçeydi benim için. Ağaçlara tırmanmak, çiçekçilik oynamak, karıncalara ekmek vermek, onlarca ağacı dedemle sulamak ne güzeldi. Değişmedi. Hala eskiyi düşündüğümde özgürlüğüm o bahçede dedemle birlikte kaldı.

Dedemli yıllar... Ne zaman masal istesem hep bildiği o tek masalı anlatırdı bana. Onu da kendi uydurmuştu. "Bir topal kuş varmış. Bir gün annesiyle birlikte pazara gitmişler..." Her anlatışında sonu değişen masal. Ama en sevdiğim masaldı.
Kar yağdığında sürekli şişen bademciklerim yüzünden dışarı çıkamaz, camdan dedemin uzattığı 2 kar topunu alıp, tabakta küçücük kardan adam yapardım. Kırmazdı beni hiç. O soğuk karı vermemesi gerektiğini bile bile sırf benim gönlüm olsun diye yapardı.
Heidi' yi birlikte izlerdik. Onun da dedesi vardı. Bence biz kendimizi Heidi' de görmüştük.
Dede-torun...Canım...

Evet, Manuela' lı, Yalan Rüzgar' lı yıllar demiştim. Bu iki dizi 90' ların en önemli dizilerindendi. Canım anneannem dizileri başladığında kanepeye yerleşir, elinde tespih gözü televizyonda yerini alırdı. Şimdi çok şirin geliyor o hali gözümün önüne.
Benim dizim ise Evimiz Hollowood' da idi. E büyüyeceğim ya küçük de olsam gençlik dizisini izlemeliydim (Luke Perry' nin yakışıklılığının bu ısrarımla alakası yoktur sayın hakim bey). Ama kanallar Yalan Rüzgarı ile aynı saate denk getirince dizimi, tabii ki kazanan anneannem olmuştu. Benim dizim ise yalan...

Herşey dedemlerin taşınması ile bozuldu gitti sanki.
Bugün ise dedem yok. Beni ne yaparsam yapayım, hatam ne olursa olsun, kayıtsız şartsız seven ve seveceğinden emin olduğum tek insan gitti. Kayıplarım... Çok büyükler... Ben büyümüyor aksine küçülüyorum.

"Beni şarkı sözleri etkilemez, müziği severim ben" derim her zaman. Meğersem, aşağıdaki şarkıyı atlamışım.
Bu yazıyı geçmişi anmak için yazıp, onu çok özlediğimi söyleyerek bitiriyorum...


Friday, November 9, 2012

Doğu Karadeniz ve Batum

Günler günleri takip etti, tatiller tatilleri geride bıraktı ve Doğu Karadeniz+Batum turumuz başarıyla tamamlandı. Aslında Doğu Karadeniz demeyelim. Doğu Karadeniz yayları. 
Turla gidildiği için hızlandırılmış İngilizce kursu misali, hızlıca Ayder, Uzungöl yaylaları gezilip, Trabzon, Gümüşhane, Rize, Artvin görüldü.
KARADENİZ
Uçaktan inip doğruca otobüsümüze geçip, Trabzon' dan yola koyulduk. Trabzon'un ormanları, dağları derken geze geze Gümüşhane'ye gelindi ve muhteşem Karacadağ Mağarası'na girildi. Sarkıt ve dikitlerin oluşumu hala devam eden bu Mağara 1000 lerce yılın eseri.  
Hamsiköy lokantasında ufak bir mola verilip, bir fındıklı fırında sütlaç yenildi ki tek kelimeyle mükemmel. 

Sonrasında her zaman görmek istediğimiz Sümela Manastırı' na geçildi. Denizden 1250mt yüksekteki Karadağ' ın eteklerine oyularak yapılmış Manastır, insanı büyülüyor. İçerisindeki freksler insanlığın oluşumunu anlatıyor. Ah bir de cahil insanlar Manastır' ı tahrip etmeseydi ne güzel olurmuş. Her yerde isimler, yazılar var. Yerlisi, yabancısı farketmiyor. Manastırı 1998' de Turizm Bakanlığı'nca koruma altına alınmış ama çok çok geç kalınmış. Ne yazık...

Ertesi gün Gürcistan' ın Batum şehrine geçmek için Maçka' daki otelimizden ayrıldık. Osmanlıdan kalma, eskiden Sovyetler Birliği'ne bağlı olan Gürcistan, bağımsızlığını ilan edince Amerika ve Avrupa destekli devlet başkanlarıyla günden güne gelişiyor. 5 yıl sonra Gürcistan' ın çok daha güzel olacağından eminim.
Dönelim gezimize; Batum' a giderken Acara bölgesinden geçtik. Acara, daha önceleri hırsızlığın, yolsuzluğun sürekli olduğunu bir bölgesi Gürcistan' ın. Şuan düzen sağlanmış ama halkın fakirliği apartmanların dış görünüşünden belli oluyor. Örneğin, insanlar evlerine sığamayınca binanın dışına bir oda örebiliyorlar. Birçok binanın katlarında bunları görebiliyorsunuz. 
Batum ise bambaşka bir dünya. Acara' nın fakir görüntüsünden eser yok. Casino' ların yasal olması, 5 yıldızlı otellerin fazlalığı dikkat çekiyor. Vize olmadığı içinde komşu ülkelerden kumar sevenler Batum' a akın ediyor. Gelişmiş, varlık içerisinde olan bir şehir görünümde. Tabii ki eski binalar mevcut ve bu turistik görüntüyü bozuyor ama o binaların kısa sürede değiştirileceğini düşünüyorum. 
Batum' u tanımaya botanik bahçesi ile başladık. Çok önemli bitki türleri ve asırlık ağaçlarıyla kaplı büyük bir orman.  
Sonra Osmanlı' dan kalan tek ibadet yeri olan Orta Camii, Meryem Ana Katedrali (ayin olduğu için giremedik), Batum Bulvarı, Batum Resim ve Güzel Sanatlar Müzesi, ünlü Tiyatro binası, Medea Heykeli görüldü.
Sigara ve alkol çok ucuz. Armutlu gazozları ve pideleri meşhur :)

Sağdaki fotoğraf Batum' un ünlü restoranlarından Rixos.


   Ertesi gün ise doğa harikaları Ayder ve Uzungöl Yaylaları, Rize, Zilkale, Fırtına Deresi, Şelaler, asırlık köprüler, Atatürk Köşkü ve Trabzona dönüş ile yolculuğumuzu tamamladık. 
 
Ayder ve Uzungöl'de yeşilin her tonu mevcut. Bol oksijen alınıp, Guinness rekorlar kitabına giren dünyanın en eski yayla evinde çaylar içilmiştir. Daha kar yağmamışken koca dağların tepelerinde karlar görülmüştür.
 




 
May the force be with us ^_^
Güç bizimle olsun !