Pages

Wednesday, December 19, 2012

Ah şu Mayalar...

Her şeyin boş verildiği, dertlerin bir kenara itildiği ve böylece rahata erildiği kısacası herkesin bildiği 21 Aralık tarihine yaklaşıyoruz. 2 güncük kaldı.

Maya Takvimi' ne göre dünya 21.12.2012 tarihinde bir sona değil, yeni bir döneme girecekmiş. Tamam, girsin ama sessiz sedasız, kimseyi üzmeden girse çok mutlu olurum. Ama okuduklarım bunun hiç de böyle olmayacağını söylüyor.

Dünyamıza çarpacak bir meteor (bazı kaynaklara göre Marduk Gezegeni ) tisunamilere, depremlere, patlamalara neden olacakmış.Kıtalar sular altında kalacak, insanlığın büyük bir kısmı hayatını kaybedecekmiş. Bu çarpışmanın tarihi ise Maya Takvimi' ne göre 13 Baktun' un  (yaklaşık 5125 yıl) son günü yani 21.12.2012. 13 Baktun' un sonu, bir çağın başlangıcı...
Ah şu Mayalar ah...
22 Aralık tarihinde yeni bir çağa merhaba diyebiliriz ya da ölebiliriz ya da hiçbir şey olmaz sabah uyandığımızda sadece "günaydın" deriz (tabii uyuyabilirsek).

Ayrıca belirtmek isterim ki bilim adamları takvimde 2 yıllık bir yanılma olabileceğini de söylediler. Çünkü Maya Takvimi' nin şuan kullandığımız Gregoryen takvimine çevrilişinde MÖ.1 yy dan MS.1 yy' a geçerken aradaki "0"yıl olarak dikkate alınmamış.

Bence 21 Aralık' ta hiçbir şey olmayacak, takvim 2 yıl geriden geliyor. Nasa' da gökyüzünde bir çarpışma ihtimali görmediğini açıkladığına göre dünyanın yeni çağına bence daha 2 yıl var.

Siz yine de hazır olun millet. Ben 21.12.2014 de hazır olacağım ^_^

Orijinal MAYA TAKVİMİ' nden bir parça;


May the force be with us! ^_^

Saturday, December 15, 2012

Geçmiş eskimiş...

Manuela' lı, Yalan Rüzgar' lı yıllara dönmek isterdim. Yaklaşık 18 yıl öncesi... Kendim dahil herkesin ölümsüz olduğu yıllar (bu inanışım çok sürmemişti. Kötü bir rüyayla acı gerçeği söylemişti bana tanrı)... Büyümenin imkansız olduğu yıllar...

Annemin paltosunu, topuklu ayakkabısını giymeme rağmen bir türlü büyüyemiyordum. Hatta sırf büyüyeyim diye evin bir anahtarı da verilmişti bana. Yok, büyüyemedim.

Susam Sokağını izlemeye tam gaz devam ediyordum dost sandığım, sonradan kazığını fena yiyeceğim can arkadaşımla. Çok seviyordum onu.  Dost kazığı derken erkek meselesi değil (yanlış anlaşılma olmasın). Harbi dost kazağı bu. Cesaretsizlik, ikiyüzlülük, en önemlisi bana dost gözükme. Kandırılmıştım. Ne tuhaf ki hala ona kızamıyorum. Hala beni neden sevmediğini ama dostum gözüktüğünü anlayamıyorum. Ama olsun, ben o yalancı dostluğu seviyormuşum. Sanırım bunu, 10 yıl kadar sonra anladım. Mutlu olduğum eski yıllardı...

Yaz tatilinin sonsuz olduğu yıllar... O 3 ay hiç bitmezken nasıl bu yaşları alabildim peki?
Sabahtan dışarı çıkıp, akşama kadar eve girmemek...
Naylon topun kıymeti büyüktü. Kimde patlarsa o yenisini alırdı.Şanslıydım genelde bende patlamazdı. 9 taş modaydı, bir de Kartel!
Ah o bilmem kaç dönümlük bahçe...Ailem sınırlarımı o bahçe duvarları ile çizsede özgürlük o bahçeydi benim için. Ağaçlara tırmanmak, çiçekçilik oynamak, karıncalara ekmek vermek, onlarca ağacı dedemle sulamak ne güzeldi. Değişmedi. Hala eskiyi düşündüğümde özgürlüğüm o bahçede dedemle birlikte kaldı.

Dedemli yıllar... Ne zaman masal istesem hep bildiği o tek masalı anlatırdı bana. Onu da kendi uydurmuştu. "Bir topal kuş varmış. Bir gün annesiyle birlikte pazara gitmişler..." Her anlatışında sonu değişen masal. Ama en sevdiğim masaldı.
Kar yağdığında sürekli şişen bademciklerim yüzünden dışarı çıkamaz, camdan dedemin uzattığı 2 kar topunu alıp, tabakta küçücük kardan adam yapardım. Kırmazdı beni hiç. O soğuk karı vermemesi gerektiğini bile bile sırf benim gönlüm olsun diye yapardı.
Heidi' yi birlikte izlerdik. Onun da dedesi vardı. Bence biz kendimizi Heidi' de görmüştük.
Dede-torun...Canım...

Evet, Manuela' lı, Yalan Rüzgar' lı yıllar demiştim. Bu iki dizi 90' ların en önemli dizilerindendi. Canım anneannem dizileri başladığında kanepeye yerleşir, elinde tespih gözü televizyonda yerini alırdı. Şimdi çok şirin geliyor o hali gözümün önüne.
Benim dizim ise Evimiz Hollowood' da idi. E büyüyeceğim ya küçük de olsam gençlik dizisini izlemeliydim (Luke Perry' nin yakışıklılığının bu ısrarımla alakası yoktur sayın hakim bey). Ama kanallar Yalan Rüzgarı ile aynı saate denk getirince dizimi, tabii ki kazanan anneannem olmuştu. Benim dizim ise yalan...

Herşey dedemlerin taşınması ile bozuldu gitti sanki.
Bugün ise dedem yok. Beni ne yaparsam yapayım, hatam ne olursa olsun, kayıtsız şartsız seven ve seveceğinden emin olduğum tek insan gitti. Kayıplarım... Çok büyükler... Ben büyümüyor aksine küçülüyorum.

"Beni şarkı sözleri etkilemez, müziği severim ben" derim her zaman. Meğersem, aşağıdaki şarkıyı atlamışım.
Bu yazıyı geçmişi anmak için yazıp, onu çok özlediğimi söyleyerek bitiriyorum...


Friday, November 9, 2012

Doğu Karadeniz ve Batum

Günler günleri takip etti, tatiller tatilleri geride bıraktı ve Doğu Karadeniz+Batum turumuz başarıyla tamamlandı. Aslında Doğu Karadeniz demeyelim. Doğu Karadeniz yayları. 
Turla gidildiği için hızlandırılmış İngilizce kursu misali, hızlıca Ayder, Uzungöl yaylaları gezilip, Trabzon, Gümüşhane, Rize, Artvin görüldü.
KARADENİZ
Uçaktan inip doğruca otobüsümüze geçip, Trabzon' dan yola koyulduk. Trabzon'un ormanları, dağları derken geze geze Gümüşhane'ye gelindi ve muhteşem Karacadağ Mağarası'na girildi. Sarkıt ve dikitlerin oluşumu hala devam eden bu Mağara 1000 lerce yılın eseri.  
Hamsiköy lokantasında ufak bir mola verilip, bir fındıklı fırında sütlaç yenildi ki tek kelimeyle mükemmel. 

Sonrasında her zaman görmek istediğimiz Sümela Manastırı' na geçildi. Denizden 1250mt yüksekteki Karadağ' ın eteklerine oyularak yapılmış Manastır, insanı büyülüyor. İçerisindeki freksler insanlığın oluşumunu anlatıyor. Ah bir de cahil insanlar Manastır' ı tahrip etmeseydi ne güzel olurmuş. Her yerde isimler, yazılar var. Yerlisi, yabancısı farketmiyor. Manastırı 1998' de Turizm Bakanlığı'nca koruma altına alınmış ama çok çok geç kalınmış. Ne yazık...

Ertesi gün Gürcistan' ın Batum şehrine geçmek için Maçka' daki otelimizden ayrıldık. Osmanlıdan kalma, eskiden Sovyetler Birliği'ne bağlı olan Gürcistan, bağımsızlığını ilan edince Amerika ve Avrupa destekli devlet başkanlarıyla günden güne gelişiyor. 5 yıl sonra Gürcistan' ın çok daha güzel olacağından eminim.
Dönelim gezimize; Batum' a giderken Acara bölgesinden geçtik. Acara, daha önceleri hırsızlığın, yolsuzluğun sürekli olduğunu bir bölgesi Gürcistan' ın. Şuan düzen sağlanmış ama halkın fakirliği apartmanların dış görünüşünden belli oluyor. Örneğin, insanlar evlerine sığamayınca binanın dışına bir oda örebiliyorlar. Birçok binanın katlarında bunları görebiliyorsunuz. 
Batum ise bambaşka bir dünya. Acara' nın fakir görüntüsünden eser yok. Casino' ların yasal olması, 5 yıldızlı otellerin fazlalığı dikkat çekiyor. Vize olmadığı içinde komşu ülkelerden kumar sevenler Batum' a akın ediyor. Gelişmiş, varlık içerisinde olan bir şehir görünümde. Tabii ki eski binalar mevcut ve bu turistik görüntüyü bozuyor ama o binaların kısa sürede değiştirileceğini düşünüyorum. 
Batum' u tanımaya botanik bahçesi ile başladık. Çok önemli bitki türleri ve asırlık ağaçlarıyla kaplı büyük bir orman.  
Sonra Osmanlı' dan kalan tek ibadet yeri olan Orta Camii, Meryem Ana Katedrali (ayin olduğu için giremedik), Batum Bulvarı, Batum Resim ve Güzel Sanatlar Müzesi, ünlü Tiyatro binası, Medea Heykeli görüldü.
Sigara ve alkol çok ucuz. Armutlu gazozları ve pideleri meşhur :)

Sağdaki fotoğraf Batum' un ünlü restoranlarından Rixos.


   Ertesi gün ise doğa harikaları Ayder ve Uzungöl Yaylaları, Rize, Zilkale, Fırtına Deresi, Şelaler, asırlık köprüler, Atatürk Köşkü ve Trabzona dönüş ile yolculuğumuzu tamamladık. 
 
Ayder ve Uzungöl'de yeşilin her tonu mevcut. Bol oksijen alınıp, Guinness rekorlar kitabına giren dünyanın en eski yayla evinde çaylar içilmiştir. Daha kar yağmamışken koca dağların tepelerinde karlar görülmüştür.
 




 
May the force be with us ^_^
Güç bizimle olsun !

Wednesday, October 24, 2012

Bisikletim ve diğerleri

Bugünlerde çocuklar gibi mutluyum. Çünkü benim bir bisikletim var. Kahverengi, sepetli şirin bir güzel kendisi. Havalarin son güzel zamanları ama ben daha doyamadım bile :(



Tabii birkaç vukuatım olmadı değil. En son çocukluğumda bisiklete bindiğim için park halindeki arabalara bile çarpar oldum. Ama sıkıntı yok. Gayet memnunum halimden :)

Ekim ayı itibariyle beklediğim dizilerim tek tek ekrana döndü. Özellikle Vampire Diaries, The Walking Dead sabırsızlıkla beklediklerimdi. Hatta The Walking Dead bir başladı bir başladı. Rick tam bir "sheriff" olmuş.Eğer izlemeyen varsa mutlaka tavsiye ediyorum. Bu dizi rüyalarınıza girecek.
Fikir edinmeniz için 1.sezondan kısa bir tanıtım :




Veee yarın Kurban Bayramı. Bu geceden Karadeniz+Batum Turu için yola çıkıyoruz. Döndüğümde deneyimlediklerimi paylaşacağım. Şimdiden herkese güzel ve sağlıklı bir bayram diliyorum.



Güç bizimle olsun ^_^
May the force be with us!

Sunday, August 19, 2012

Şeker Bayramı mi mu...

Eveeeet yine yine ve yine  biriktirip size dönüyorum. Aslında yazacak çok şey oluyor ah bir de şu üşengeçlik olmasa.
İki yazım şimdiden beynimde hazır. Ama onları beynimden çıkaracak bir güç lazım :)

2012' nin Şeker-Ramazan Bayramı' nın şeker gibi geçmesini umarak uyandım. Zaten metroda açılmış daha ne isteyebilirim ki hayattan.

Yine ara vermem lazım. Hazırlanıp, akrabalara gidip bayramlaşmalara akmanın zamanı geldi. Şimdilik sizi Alexander Rybak' ın 2009 Eurovision 1.si şeker ötesi parçası Fairytale ile bırakıyorum.




Güç bizimle olsun ^_^
May the force with us!

Friday, June 22, 2012

Puccaaaaaaa...

Şirinceleri çok sevdiğimi daha önceki yazımda söylemiştim. Geçenlerde Burger King' in Kids menü oyuncaklarını görünce ba-yıl-dım. PUCCA! Tabii iki tanesi alınıp, hemen göz önüne konuldu.


Keşke Pucca' nın ninja sevgilisi Garu' yu da verselerdi. Kawaii ^_^


27 Haziran' a kadar bulabilirsiniz.


Güç bizimle olsun ^_^
May the force be with us!

Monday, June 11, 2012

Moda Havası + Japon Rüzgarı

Havalar İstanbul' da çok çok güzel gidiyor ama ben evde dinlenmek zorunda olduğum için nadir dışarı çıkabiliyorum. Tabii her fırsatı değerlendiriyorum. Hal böyle oluncada yine bir fırsattan istifade yaratıp, cuma günü doktor kontrolümden sonra Moda' ya attım kendimi.
Hemen Ali Usta'dan dondurma alınıp, doğru çay bahçesine gidildi. Manzarasını çok özlemişim. Uçsuz bucaksız denize öylece bakmak çok iyi geldi.
Her zaman Moda' da bir evim olmasını hayal etmiştim. Umarım bir gün olur :) Bu arada Ali Usta' nın limonlu dondurmasını mutlaka öneririm.

Yeni bir animeye başladım. Mirai Nikki (Gelecek Günlükleri). Aslında mangasını okumuştum. Takip ettiğim anime sitelerinden birinde görünce izlemeye başladım. Konusu bakımından Death Note' u anımsatıyor. Zaten gerilim, doğa üstü , dedektiflik gibi türlere sahip dizi, sinema, kitap, anime... kurgusu iyi olan ne varsa okuyup, izleyebilirim. Sizde bu tarzları seviyorsanız bu animeyi mutlaka izlemelisiniz.
Konusu: Yukiteru Amano, kendi halinde ağlak, arkadaşları tarafından dışlanmış bir lise öğrencisidir. Günlerinin nasıl geçtiğini an ve an yazdığı bir cep telefonu, bir de odasında, battaniyenin altından iletişime geçtiği hayali tanrısı Deus vardır. Bir gün tanrısı Deus,cep telefonunu kendisine haber verecek bir gelecek günlüğüne çevirir ve bir toplantı yapar. Yuki dahil olmak üzere 12 kişi daha gelecek günlüğüne sahiptir. Bir yarışma düzenleyeceğini, kazanan gelecek günlüğü sahibini yerine geçireceğini yani tanrı olacağını bildirir ve ekler; seçilecek günlük sahibi hayatta kalan son kişi olacaktır. Gelecek günlüğü sahiplerini ortadan kaldırmak için ya günlüğünü kırmak ya da sahibini öldürmek gerekmektedir. Hayali tanrı gerçeğe dönüşmüş ve Yuki artık hedef haline gelmiştir. Onun tek yardımcısı ona körkütük aşık Yuno Gasai' dir...
Japon animelerine sarınca bir akşam yemeğimizi aşağıda göreceğiniz üzere japon usulü yapmak istedim. Menümüz marketten aldığım karidesli ve baharatlı et aromalı Kungfu-Ramen ve benim yaptığım ton balıklı Onigiri. Ramen' i çok severim (Naruto kadar olmasada ^_^ ).  
 
İki kişilik Onigiri için 1 bardak pirinci yıkamadan bol suda iyice haşlıyoruz. Pirincimiz bizdeki gibi tane tane değil, lapa halinde olmalıdır. Ayrı bir kapta 1 küçük ton balığını, bir tatlı kaşığı mayonez ile karıştırıyoruz. Diğer bir kaba bir miktar su ve biraz tuz koyup, tuzu eritiyoruz. Bu, onigirilerimizi şekillendirirken pirincimizin elimize yapışmaması için gerekiyor. Ellerimizi tuzlu suya batırıp, bir miktar pirincimizi alıp, avucumuzda açıyoruz. Ortalarına ton balıklı karışımı koyup elimizle pirincimizi kapatıyoruz. Ben hızlı olması için yuvarlak ve oval onigiriler yaptım. Silindir ve üçgen de yapabilirsiniz. Bittiğinde soya sosu ile servis edebilirsiniz.

Aslında evde ramen yapmakta çok kolay. Bir ara onu da anlatırım. Şimdilik;

Güç bizimle olsun ^_^
May the force be with us!

Sunday, June 3, 2012

Tshirt' ten Çanta

Yıllar önce etrafımda çok moda olmuş bir tshirt' üm vardı. Sonraki yıllarda eskiyince atmaya kıyamamıştım (hep böyle olur zaten. ben hiçbir şeyimi atamıyorum ya). "Bir gün bundan çanta yaparım ben" diyordum da o gün hiç gelmemişti. Geçenlerde yazlıkları çıkarınca tshirt (yine, yeniden) elime geldi. Artık onun çanta olma vakti gelmişti !

Birkaç fotoğrafla nasıl yaptığımı size anlatmaya çalışacağım.

1- Tshirt' ü masaya düzgün bir şekilde seriyoruz ve makasımızı alıp, omuz dikişlerinden itibaren düz dikey bir şekilde aşağıya doğru kesiyoruz. Eğer tshirt' ünüz büyükse istediğiniz boyuta göre kesmeniz gerekir (dikiş paylarını da hesap ederek kesmemiz gerekiyor. Sonra çantamız küçücük olmasın).
2- Yakasının hemen altından ya da belirlediğimiz bir yerden yatay olarak tekrar keselim ve yakadan kurtulmuş olalım. Böylece elimizde bir dikdörtgen oluştu. Dikdörtgenimizi ters çevirerek, sağ-sol ve altından torba gibi dikelim.Çanta ağzımızı açık bırakalım.
3- Ben çantamın astarlı olmasını istediğim için eski bir yastık kılıfımı astar olarak kullandım. Önce tersine çevirdiğimiz dikdörtgeni yastık kılıfının içine yerleştirelim (Yastık kılıfımızın yüzü düz olacak. Tshirt' ümüz tersine çevrilecek). Dikim paylarını da hesap ederek iğnelerle sabitleyerek çantayı içinden çıkarıp, yastık kılıfını keselim. Onun da kenarlarını ve altını dikip tekrar astarımızın içine çantayı yerleştirelim.
4- Sıra geldi çantamızın altına derinlik vermeye. Astarlı çantamızın altındaki iki ucu da üçgen oluşturacak şekilde birleştirip, dikeceğiz. İşte 8-10 cm derinliğimiz hazır.

  
5- Artık sadece çantamızın ağzını astar ile birlikte içe doğru kıvırıp, dikmemiz kaldı. Ben makinemi zigzag dikiş seviyesine getirip diktim ve dikmeden önce içine bir tane de cep yaptım. Kol askılarını ise yine astardan artan kumaşla yapıp, diktim.
Siz isterseniz düz dikiş yapabilir, çantanızı cepsiz de kullanabilirsiniz. Ağzını fermuar ile kapatabilir ya da böyle bırakabilirsiniz. Alternatifleri siz belirleyeceksiniz :)

İşte ortaya çıkan tshirt' ten çantam ^_^




Güç bizimle olsun ^_^
May the force be with us! 

Thursday, May 31, 2012

5 yıl sonra tekrar merhaba ^_^

5 yıl sonra geri dönmek bana iyi gelir mi bilemiyorum ama yazmaya dönmem gerekiyordu sanırım. Belki blogum düşüncelerimi değiştirir, bana hem amaç hem araç olur diyorum.

Hemen ilk yazı olarak biraz kendimden bahsedeyim.
Blogumun adından da anlaşılacağı gibi bir Star Wars hayranıyım. Jedi Jasmine olarak blogumu açtım ama itiraf edeyim ben bir Sith' im. Dark Side' ı seçtim. "SithJasmine" kulağa çok da ahenkli! gelmediği için JediJasmine' i kullandım. Hem Anakin Skywalker' da kariyerine "Young Jedi" olarak başlamamış mıydı? Daha sonra Master' ımız, Darth Vader' ımız olmamış mıydı? 
İşte bu durum benim için de kabul edilebilir gibi geliyor. Ondan
"JediJasmine" olarak herkese tekrar merhaba ^_^
Dikiş dikmeyi seviyorum. Küçük bir dikiş makinem var. Çok şirin ve işimi gayet iyi görüyor. Cahil cesaretimle yaptığım şeyleri sizinle paylaşmayı çok istiyorum.

Eskiciyimdir. Eskiden kalan, değer verdiğim eşya+düşünce ne varsa hiçbirini bırakamam. Hal böyle olunca Vintage, pop art, pin up eskiye ait ne varsa ilgilenirim.

Şirinceleri severim. Puca, Hello Kitty, Minişler, Tokidoki collection (şimdilik aklıma gelenler) ve onların bulunduğu herşeyi severim, bayılırım.
Kitap okumayı, film, anime izlemeyi severim. Daha bir çok şeyi severim de severiiiiiiiim.
E en çok da eşimi severim. O benim Darth Maul' um. Darth Maul' un sonu 1 bölümde geldi ama o benim ömürlüğüm.
 Kocişko da aynen soldaki gibi karizmadır hani ;)







İşte kendimce ben buyum. Şimdi dikiş makineme gidiyorum. Eğer ortaya çıkan şey birşeye benzerse sizlerle paylaşacağım.

Güç bizimle olsun ^_^
May the force be with us!