Manuela' lı, Yalan Rüzgar' lı yıllara dönmek isterdim. Yaklaşık 18 yıl öncesi... Kendim dahil herkesin ölümsüz olduğu yıllar (bu inanışım çok sürmemişti. Kötü bir rüyayla acı gerçeği söylemişti bana tanrı)... Büyümenin imkansız olduğu yıllar...
Annemin paltosunu, topuklu ayakkabısını giymeme rağmen bir türlü büyüyemiyordum. Hatta sırf büyüyeyim diye evin bir anahtarı da verilmişti bana. Yok, büyüyemedim.
Susam Sokağını izlemeye tam gaz devam ediyordum dost sandığım, sonradan kazığını fena yiyeceğim can arkadaşımla. Çok seviyordum onu. Dost kazığı derken erkek meselesi değil (yanlış anlaşılma olmasın). Harbi dost kazağı bu. Cesaretsizlik, ikiyüzlülük, en önemlisi bana dost gözükme. Kandırılmıştım. Ne tuhaf ki hala ona kızamıyorum. Hala beni neden sevmediğini ama dostum gözüktüğünü anlayamıyorum. Ama olsun, ben o yalancı dostluğu seviyormuşum. Sanırım bunu, 10 yıl kadar sonra anladım. Mutlu olduğum eski yıllardı...
Yaz tatilinin sonsuz olduğu yıllar... O 3 ay hiç bitmezken nasıl bu yaşları alabildim peki?
Sabahtan dışarı çıkıp, akşama kadar eve girmemek...
Naylon topun kıymeti büyüktü. Kimde patlarsa o yenisini alırdı.Şanslıydım genelde bende patlamazdı. 9 taş modaydı, bir de Kartel!
Ah o bilmem kaç dönümlük bahçe...Ailem sınırlarımı o bahçe duvarları ile çizsede özgürlük o bahçeydi benim için. Ağaçlara tırmanmak, çiçekçilik oynamak, karıncalara ekmek vermek, onlarca ağacı dedemle sulamak ne güzeldi. Değişmedi. Hala eskiyi düşündüğümde özgürlüğüm o bahçede dedemle birlikte kaldı.
Dedemli yıllar... Ne zaman masal istesem hep bildiği o tek masalı anlatırdı bana. Onu da kendi uydurmuştu. "Bir topal kuş varmış. Bir gün annesiyle birlikte pazara gitmişler..." Her anlatışında sonu değişen masal. Ama en sevdiğim masaldı.
Kar yağdığında sürekli şişen bademciklerim yüzünden dışarı çıkamaz, camdan dedemin uzattığı 2 kar topunu alıp, tabakta küçücük kardan adam yapardım. Kırmazdı beni hiç. O soğuk karı vermemesi gerektiğini bile bile sırf benim gönlüm olsun diye yapardı.
Heidi' yi birlikte izlerdik. Onun da dedesi vardı. Bence biz kendimizi Heidi' de görmüştük.
Dede-torun...Canım...
Evet, Manuela' lı, Yalan Rüzgar' lı yıllar demiştim. Bu iki dizi 90' ların en önemli dizilerindendi. Canım anneannem dizileri başladığında kanepeye yerleşir, elinde tespih gözü televizyonda yerini alırdı. Şimdi çok şirin geliyor o hali gözümün önüne.
Benim dizim ise Evimiz Hollowood' da idi. E büyüyeceğim ya küçük de olsam gençlik dizisini izlemeliydim (Luke Perry' nin yakışıklılığının bu ısrarımla alakası yoktur sayın hakim bey). Ama kanallar Yalan Rüzgarı ile aynı saate denk getirince dizimi, tabii ki kazanan anneannem olmuştu. Benim dizim ise yalan...
Herşey dedemlerin taşınması ile bozuldu gitti sanki.
Bugün ise dedem yok. Beni ne yaparsam yapayım, hatam ne olursa olsun, kayıtsız şartsız seven ve seveceğinden emin olduğum tek insan gitti. Kayıplarım... Çok büyükler... Ben büyümüyor aksine küçülüyorum.
"Beni şarkı sözleri etkilemez, müziği severim ben" derim her zaman. Meğersem, aşağıdaki şarkıyı atlamışım.
Bu yazıyı geçmişi anmak için yazıp, onu çok özlediğimi söyleyerek bitiriyorum...